• TARİH: 23.11.2017
Osmanlının Yükselişi: 1097

Osmanlının Yükselişi: 1097

Ottoman-empire-1097

Yine bir tarihi konu, Osmanlının Yükselişi: 1097 bu başlık belki kafanızı karıştırmış olabilir. Yıl 1097 Osmanlı ne alaka? Osmanlı Devleti henüz ortada yokken, hem de daha kurulmasına bile 202 yıl daha varken Osmanlı’nın Anadolu’da çok rahat  hareket etmesi, Bizans tehlikesinden ve Haçlıların güçlü döneminden uzakta gelişebilmesi için Avrupa’da çok güzel gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. Tam da bu tarihte Avrupa ve Avrupalı devletlerin hanedanları için Kenan Işık’ın yarışmada sıkça tekrarladığı gibi geri dönüşü olmayan yola giriliyordu. Aslında Avrupa tarihinde 1097 tarihi çok önemli bir tarihtir. Onlar için şanlı bir tarihtir. En azından öyle sanırlar. Ama içlerinden birçoğu o dönemin tarihçisi, birçok Avrupalı imparator veya şimdiki tarihçiler bilir ki bu birçoğuna göre şanlı olan 1097 yılı aslında Avrupada Hristiyan birliğini bitirecek hareket silsilesinin başlangıcı olacaktı. Niğbolu Savaşında Yıldırım Bayezid’e karşı çok kötü bir şekilde mağlup olan Bizans İmparatoru 2.Manuel’in 1402 yılında dediği gibi ”Papa 2.Urbanus eğer bugünleri görmüş olsaydı, 1.Haçlı Seferi kararını alan dilini keserdi.”  1097 yılına bakacak olursak özetle bu yıl Haçlıların Anadoluyu kırıp geçirdiği bir dönemdir. Konu iyice karıştı değil mi? Anadolu’ya Haçlılar giriyor, insanları kılıçtan geçiriyor ve Osmanlının Yükselişi bu yıl başlıyor da nasıl? Meraklanmayın hemen anlatıyorum, ama baştan söyleyeyim, 2.Manuel boşuna o lafı etmedi.

1097 yılından 2 yıl önce 1095 yılında İslam aleminin belki de en nefret ettiği Papa olan az önce de bahsettiğimiz 2.Urbanus, malum efendilerinden aldığı emirle ve Bizans İmparatoru 1.Aleksios’un göstermelik yardım talebiyle Clermont Konseyini topladı. Bizans bu dönemde oldukça güçlü bir imparatorluk iken henüz 30-40 yıllık Selçukludan korkarak yardım istemesi tam anlamıyla komedi zaten. Bu konsey zaten formalite icabı toplandı ve bu konseyden beklenildiği gibi dünyada milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği Haçlı Seferleri’nin birincisi olan 1.Haçlı Seferi kararı çıktı. 10 adet Haçlı Seferi arasında 1.Haçlı Seferi en büyük katılımın olduğu seferdir. Bu seferin hedefi Kudüstü. Selçuklu vs Anadolu, Bizans bunların hepsi göz boyamaydı. Bu karar çıkınca güçlü Avrupa, güçlü Bizansın büyük ordu desteğiyle kutsal toprakları geri almak için ve doğunun hazinelerine sahip olmak için sabırsızlanmaya başladı. 1096 yılında Avrupa tamamı ile Hristiyan ve kilisenin güçlü olduğu bir kıtaydı. Hanedanlar çok parçalı değil ve de adet olarak büyük ordulara sahiplerdi. Kilise ve kiliseyi etkileyen odaklar Kudüs’ün artık ele geçirilmesi gerektiği fikrini tüm Avrupalı devletlere yıllardır benimsetiyordu. Zaten tüm bu seferlerin, ölümlerin sebebi Kudüstü. Türkler özellikle 1.Haçlı Seferinde bahane edildi. Kudüsü böyle kana susarcasına isteyenler görünüşte Hristiyanlar olsa da aslında Kudüs için yapmadığı kalmayanlar kimdir artık bilmeyen kalmadı bir de burada tekrarlamayalım, konu da dağılmasın.

Konuya dönelim tekrar, karar alındı ve gerçek anlamda 1096 yılında 1.Haçlı Seferi çok büyük katılımla başladı. Öyle büyük katılım oldu ki, buna Papa bile şaşırdı. Karanlık güçlerin planları çok iyi gelişti. Papa ve konsil üyelerine öyle güzel konuşmalar hazırlandı ki, kitleleri peşlerine takmak zor olmadı. Bu kitleleri kontrol edecek olan soylular ise doğunun hazinelerine ve oralarda işgal edecekleri topraklarda kendi devletlerini kurmaya odaklanmışlardı. Sayıları çok fazla olsa da bu haçlı seferine ağırlıklı olarak mesleği askerlik olmayan kalabalıklar katıldı. Bu kalabalıkların başına neler geldi yazının devamında okuyacaksınız.

kilise-papa-hacli-seferi

Öncelikle bu kalabalık orduların ilk durağı Anadolu yani Selçuklu toprakları olacakken onun öncesinde Bizansın içinden geçmeleri gerekiyordu. Bu denli kalabalık ordunun Bizansı talan edeceğinden korkan imparator, kalabalıklar içine ajanlar salarak kalabalıkların Bizans İmparatorundan korkması gerektiğini onun çok acımasız olduğunu yaydı. Ayrıca Bizans İmaparatoru, gelen soylulara ve askerlere kendisine bağlılık yemini ettirdi. Bu yemini istemeyerek eden Haçlılar, Bizans desteğini almaları uğruna Anadoluda ve Kudüse yakın bölgelerde toprakları işgal etmemeyi kabul ettiler. Bu yemin dışında da imparatorun saldığın ajanların propaganda planı ilginçtir tuttu ve orduların Bizanstan geçişi kısmen zararsız oldu ancak Haçlıların Anadoluya gelmeden önce geçişleri çok da zararsız olmadı. Zemun Katliamı bunların en acı olanıdır…. Bu katliamda 4000 Macar Haçlılar tarafından katledildi.

Haçlı ordusu Hristiyan topraklarındaki son durakları olan Konstantinapolise ulaştığında Selçuklulara karşı son taktikleri Bizans İmparatorundan da alarak önce İznik sonra da Eskişehire geçti. Meşhur Eskişehir Savaşı yani Dorileon Muharebesi çok kanlı geçmiş Selçuklular çok ağır şekilde yenilmişti. Eskişehir Ovasındaki muharebede Bouillon’lu Godfrey komutasındaki ağır zırhlı süvariler 1.Kılıçarslanın öncü birliklerini kısa sürede kılıçtan geçirdi. Daha sonra paniğe kapılan Türkler savaş alanında dağıldı ve bu Haçlılar için bulunmaz nimetti ve tam anlamıyla Türkler adına felaketle sonuçlandı.

birinci-hacli-seferi

Kılıçarslan bu hezimetten sonra hazineleri dahi bırakıp arkasına bakmadan kaçmış ve Antakya’ya kadar Haçlıların karşısına çıkmamıştır. Ama gerilla taktiği ile Haçlı ordusunun yarısını yarıya düşürmüş ve kalanların da Anadoludan hemen ayrılmazlarsa öleceği fikrini akıllarına sokmuştu. Haçlı askerleri dışında komutanlar ve birliklerin başındaki soylular özellikle gece baskınlarında öldürülmemek için uykusuz yola devam etmiş, uyudukları gecelerde ise Avrupalı tarihçilerin aktardıklarına göre 20 korumaya nöbet tutturmuşlar. Diğer taraftan Haçlı ordusunun bu gerilla taktiğine gereken karşılığı verememesinin sebebi ise yine Avrupalı tarihçilere göre ordudaki tecrübesiz askerlerdir. Zaten ölenlerin tamamı da askerlikle uzaktan yakından alakası olmayan kalabalıktan olmuştur. Ama korkusu tüm orduya yayılmıştır. Önceden bahsettiğimiz kalabalık Anadoluda Türkler tarafından katledilmiştir. Antakyayı kuşatan Haçlılar moralsiz olmasına rağmen hala güçlü ve kalabalıktı. Ama kaybedilen gücü Antakyanın 1 yıl kuşatmada kalmasına sebep olmuş, sefer fazladan 6-7 ay uzamıştır. Sonunda 1098 yılında Antakyayı da ele geçiren Haçlılar, iç karışıklığa girdi. Zaten kısa bir süre sonra Selçuklu Sultanı gerilla taktiğini terk edip düzenlediği orduyla Antakya önüne geldi ve Türkler burada Haçlıları çok zor durumda bıraktılar. Bu durumda Haçlılar 1.Aleksiostan bazı destekler istese de Bizanstan yardım gelmedi. Haçlılar bir şekilde kuşatmadan kendileri kurtulmayı başarsa da birçok soylu Antakyadan kaçmak zorunda kaldı. 1.Aleksiosun kendilerini ölüme terkettiğini düşünen Haçlılar, ona ettikleri yeminin de geçersiz olduğunu belirtip, toprakları işgal etmeye başladılar ve irili ufaklı Haçlı devletleri kurulmaya başlandı. Bir kısım komutanlar da Antakya civarında kalarak kendi devletlerini kurdular. Tüm bunlardan geriye kalan ordu Kudüse doğru ilerlerken yollarına neredeyse hiç bir güç çıkmadı. Zaten biraz güçlü ordu çıksa Haçlılar Kudüse ulaşamazdı. Bu ordu o kadar zayıflamış ve yemekten, iaşeden eksik kalmıştı ki, masum halkı sebepsiz katlederek yiyeceklerine el koymuş, hayvanlarına el koymuş yine de ihtiyaçlarını karşılayamayınca Haçlı kroniklerinde de geçen vahşetle öldürdükleri insanları yemişlerdir. Özellikle de Türklerden kurtulan Haçlılar çok daha rahat ilerlemişlerdir. Ordu ilerlemeye devam etmiş, askerlerinin yarısından fazlasını Anadoluda bırakan Haçlılar Kudüse çok zayıf gelmişti. Kudüste büyük bir güç olmasa da bu askerlerin Kudüsü ele geçirmesi imkansızdı. Bunu bilen Haçlı komutanları beklemeye geçti ve Filistin sahilinden yardıma gelen Cenevizliler, Haçlı ordusuna bir anlamda doping oldu. Kudüsü savunan Fatimiler ise askerine ve halkına etki edemiyor, onları Haçlılara karşı savaştırmakta zorlanıyordu. Ve beklenen oldu, çok zayıf bir saldırıda Fatimiler hemen kaleyi teslim etti. Komutanlar serbest bırakılsa da 15 Temmuz 1099 günü insanlık tarihinin en kara günlerinden birisi yaşandı ve Kudüsteki tüm Müslümanlar katledildi. Kudüs Krallığı kuruldu.

Haçlılar ve karanlık güçler amaçlarına ulaşmış Kudüs Müslümanların elinden alınmıştı. Ama bunda karanlık güçlerin çok iyi planlaması başroldedir. Kudüsün fethedilmesi için Fatimi dönemi kadar da uygun bir dönem yoktu ki o Fatimiler, Kudüs sonrasında da nerede Haçlılarla karşılaşsa hep kaçmıştır. Böylece Türklerin onca sıkıntıya rağmen sayısını yarıya indirdiği, moralini alt üst ettiği, perişan ettiği Haçlılar, daima her savaşta meydandan kaçan Araplar sayesinde hem zaman hem de moral kazandı. Kudüs sonrasında Arapların elinde bulunan tüm topraklar Haçlı komutanlarının ellerine geçti ve küçük küçük şehir devletleri kuruldu.

hacli-seferi

 1099 yılında da Haçlılar seferin tamamlandığını duyurup, muzaffer ama sayısı sefere çıkan ordunun çeyreğinden az sayıya düşmüştü. Kudüs artık bir Hristiyan şehri olsa da Hristiyanlar Kudüsü o kadar az sayıda askerle savunuyordu ki, Filistin ve civarında bulunan biraz güçlü aşiretler bile Kudüsü her an işgal edebilecek düzeydeydi. Ayrıca kale çok kötü bir haldeydi. Ancak hala bölgede az da olsa etkin olan Fatimi etkisiyle bu aşiretler Haçlılardan uzak duruyorlardı. Burada Fatimilerin Haçlılarla gizli ve kirli bir anlaşma yaptığı bile düşünülebilir ki zaten o tarz teoriler de yok değildir ki bunun en ciddisi ünlü tarihçi Michaud’a aittir.

Ve sefer bitti. Müslümanlar, Türkler büyük zararlarla bu seferden çıktı, Hristiyanlar, Haçlılar ve efendileri karanlık güçler büyük zafer elde etti değil mi? HAYIR.

Sefer sonrasında birçok Haçlı şehir devleti kuruldu. Bu devletler devlet olmaktan öyle uzaklardı ki bazıları 10 yıl bile hüküm süremedi. Askerleri Arap aşiretler tarafından birer birer çöllerde öldürüldü. Türklerle temasa geçen Haçlı devletler ise çok küçük boyların ufak askeri birliklerine karşı bile muharebe kazanamayınca bu coğrafya Haçlılara cehennem olmaya başladı. Öyle Büyük Zafer diye adlandırılan seferden sadece 15 yıl sonra kiliseye yardım talepleri gitmeye başladı. Ama kilise eskisi gibi kolay asker toplayamıyor, onları o coğrafyaya yollamaya konuşmaları yetmiyordu. Özellikle Kudüse giden yolun Anadoludan geçecek olması, 1.Haçlı Seferinde Anadoluda yaşananlar efsane gibi tüm Avrupaya yayılmıştı. Hatta öyle söylenir ki, ”Anneciğim Türkler geliyor” onların tabiri ile Mamma mia Li Turchi bu baskınlardan sonra çıkmıştır. Avrupada Türklerin gücü, Türklerin askerlikteki ustalıkları ve korkusuzlukları işte 1097 yılında yaşananlardan sonra Avrupaya yayıldı. Kilise Haçlı seferi düzenleyemiyor, kitleler üzerindeki etkisini kaybetmeye başlıyordu. Yardım diye inleyen Haçlı devlet liderlerinin kendi kalelerinin burçlarından aşağı atılmaları, asılmaları gibi haberler artık olağan olarak karşılanmaya başlamıştı ve kilise ile Avrupa soyluları bunlara kulaklarını tıkıyorlardı. Öyle ki tüm bunlara rağmen en sonunda 1147 yılında Edessa yani Urfa Kontluğu da elden çıkınca kilise bir ordu toparlamayı başardı ama sayı olarak önceki sefere oranla kıyas bile edilemezdi ve de ordunun başındaki soylu sayısı çok azdır. Ayrıca önceki seferde Bizans ile yaşanan gerginlik yüzünden Bizans ile kara Avrupasının arası açılmıştı. Öyle bir açılma ki bu Avrupanın dahası Hristiyan birliğinin bozulması haline geldi.

1097 yılında Anadoluda cehennemi yaşayan Hristiyan askerler aynı yılda Antakyada 1.Aleksios’un ihaneti ile karşılaşmışlar ve kalplerinde derin bir Türk korkusu ve Bizans düşmanlığı ile Kudüse ulaşmışlardır. Tüm bu olanların yankıları Avrupa devletlerinde, soylularında ve kilisesinde farklı düşüncelerin oluşmasına sebep oldu.

Tüm bu olanlara rağmen kurulan ordu 2.Haçlı seferini başlattı ve Anadoluya ulaştı. Anadoluda Türklerden karşılaşmaktan kaçarak yine Arap diyarından Bizans topraklarından belli gizli anlaşmalarla hızlıca geçen yine de buraya gelene kadar ordusunun yarısını yolda kaybeden Haçlılar, hiçbir kale ele geçiremeyecek durumda olduğundan seferden elleri boş büyük bir hezimetle dönmüşlerdir. Çok kısa sürede Kudüsün elden çıkması hatta Selahaddi Eyyübi gibi Müslüman bir Türkün eline geçmesi de 1.Haçlı Seferinin aslında zafer olmadığını göstermişti. Aslında ilk zamanlarda görülen 1.Haçlı Seferinin başarısı tam bir başarısızlık ve moralsizlik kaynağı haline gelmiş dahası Bizansın Haçlılara ihaneti Avrupanın darmadağın hale gelmesini sağlamıştı.

1097 yılından sonra Avrupada Hristiyan birliği bozulmuş, artık Bizans İmparatorluğu Hristiyan aileden kabul edilmiyor, Konstantinapolis artık Hristiyanların başkenti olarak görülmüyordu. Kara Avrupasında bu tarihten sonra artık derin bir Türk korkusu yayılmış, bu korku Osmanlı Devletinin yıkılış dönemine kadar sürmüştür. Osmanlı Devletinin yıkılış döneminde dahi Anadoluyu işgal etme fikri Hristiyan kralları, prensleri, soyluları, komutanlarını korkutuyor, 1097 yılından sonra yüzyıllar geçse dahi hiçbir Hristiyan ordu Anadoluyu kolay işgal edebileceğini düşünemiyordu ki yine tarih tekerrür etti Anadolu hepsine cehennem oldu. Özellikle Çanakkalede Atatürk askeri dehasını konuşturdu ve kahraman Türk askerinin de cesareti ile tüm dünya Türk insanının gücünü, cesaretini görmüş oldu. Öyle ki Çanakkale Zaferimiz hala tüm dünyanın hafızasındadır.

Günümüze kadar gelmeden 1097 yılından sonra Avrupada başlayan çözülme sonrasında düzenlenen hiçbir Haçlı seferi başarıya ulaşmamış, çünkü Avrupa hiçbir zaman gerçek anlamda birlik olamamıştır. Türk korkusu ve Anadoluda yaşananlar Avrupalı asker olan olmayan tüm Hristiyanların hafızasına kazınmıştır. 1097 yılında yaşananlardan sonra Bizans hızlı bir çöküş dönemine girmiş ve devamı gelen Haçlı seferleri Müslümanlardan veya Türklerden daha çok Bizanslılara zarar vermiştir. Özellikle Konstantinapolis birçok kez harap edilmiştir. Zaten bir daha düzenlenen hiçbir sefer başarıya ulaşamamış aslında tüm bu başarısızlıkların doğuşu Bizansın yani Kutsal Roma Devletinin tarih sahnesinden tamamen silinmesinin sebebi 1.Haçlı Seferi olmuştur. İlk Haçlı seferinin sonunda ele geçirilen Kudüs sadece 80 yıl sonra tekrar Müslümanların eline geçmişti. 1097 yılından sonraki bence Hristiyan Avrupanın kara yılından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı özellikle Bizans çöküş sürecine girdi. Selçuklu ve Anadoludaki Türk Beylikler Bizans ve Haçlılardan pek de zarar görmeden rahatça büyüme ve gelişme fırsatı buldu. Anadoludaki Türk egemenliği ve Türk boylarının, aşiretlerinin beylik hatta devlet olması kolaylaştı. Anadolu tamamen Türk yurdu haline geldi. Bu yurtta yavaş yavaş ortaya çıkan ve büyümeye çalışan Osmanlı Devleti kuruldu. Osmanlı Devletinin kurulması belki 1097 yılından 200 yıl sonra oldu ama bunun da ana sebebi Moğol İstilaları idi. Selçukluların hatta diğer tüm Türklerin Anadoluda büyüyüp gelişememesinin ana sebebi olan Moğollar bir anlamda Bizansı da rahatlatmış Selçuklunun Bizansın üzerine uzun süre gitmemesini sağlamıştır. Ama yine Moğolun önüne kattığı Kayı boyu da 700 yıl boyunca varlığını sürdüren Osmanlı Devletini kurmuştur. 1097 yılından 200 yıl sonra Türk yurdu olan Anadoluda doğan Osmanlı Devleti kısa sürede zayıflamış Bizanstan aldığı topraklarla büyümüş, Haçlı seferlerinden fazla etkilenmediği için sadece 150 yıl sonra hızla gelişerek, büyüyerek ve ilerleyerek Kutsal Romanın başkentini ele geçirmiş, bir çağı açmış bir çağı kapatmış, dünyanın gelmiş geçmiş en köklü devletini ortadan kaldırmıştır. Bizansın güçsüzlüğünü anlamak için daha bir devlet bile değilken Osman Gazi’nin seferlerini diğer Türk beyliklerine değil de Bizansa yapması Bizansın ne halde olduğunu ve Avrupadan hiç destek alamadığını bize anlatır. Bizans sınırlarındaki valilerine destek veremiyor zira Avrupadan destek de alamıyordu. Bizans çok güçsüz ve harap haldeydi. 1453 yılında İstanbulu fetheden Fatih Sultan Mehmed, daha Anadoludaki hakimiyeti sağlayamamış Türk beyliklerinin isyanlarını bastıramıyor özellikle Akkoyunlularla daima karşı karşıya geliyordu. Trabzonun fethinin 1461 yılında olması da bazı şeyleri açıklıyor aslında.

1097 yılında yaşananlardan sonraki süreç Türkler ve Müslümanlar adına daima pozitif şekilde ilerlerken Hristiyanlar ve özellikle Bizans adına daima negatif  yönde ilerliyordu. Aslında Osmanlı Devletinin yaptıklarını Selçuklular da yapabilirdi zira Avrupa bu konuda son derece uygun vaziyette idi ama Moğollara karşı hiçbir güç dayanamazdı, dayanamadı da. Osmanlı Devleti ise Avrupa tarafından çok uzun süre rahatsız edilmedi, dahası büyümesini Bizans şehirlerine borçludur. Bizanstan aldıklarıyla Anadoludaki hakimiyetini artıran Osmanlılara Moğol belası da bulaşmayınca Anadoludaki Türk birliğini de kurması zor olmadı ta ki Timur ve Ankara Savaşına kadar. Timur ve Ankara Savaşı ile ilgili geniş bir yazı yakında yazmayı düşünüyorum, orada daha detaylı bu konuyu anlatırız ama kısaca Moğolların ne denli büyük güç olduğunu o gücün ardılı gibi düşünülebilecek Timur’un Anadoluyu baştan başa geçmesi 1.Bayezid’i esir almasından anlayabiliriz ki Türk Timur çok büyük komutan, çok büyük ordulara sahip bir lider olsa da Timurun gücü Moğollar ile kıyaslanamazdı. Timur’un Türk olması ve husumeti uzatmaması sebebiyle Fetret Devri denen ki bence Osmanlı’nın yıkılıp 14 yıl sonra ikinci kez kurulması dönemi sonrasında Osmanlı Devleti hızlı bir şekilde eski gücüne ulaştı ve kısa süre sonra İstanbulu ele geçirdi.

Tüm konunun özetinde 1097 yılından 200 yıl sonra Bizansın ölüme terkettiği Avrupalılar bu sefer Türkler kaşısında Bizansı yalnız bırakıyordu öyle ki bu yalnız bırakma işi İstanbulun Fethine kadar sürmüştür. İstanbulu savunmaya Avrupanın neredeyse hiçbir devleti katılmamış çok küçük göstermelik birlikler İstanbula desteğe gelmiştir. 1097 yılında yaşanan ihanetin bedelini Bizans 1453 yılında çok acı şekilde ödemiştir. Avrupada birliğin dağılması, Bizansın güçsüzleşmesi, Haçlı seferlerinin etkisizleşmesi Türklerin, Osmanlının önünü açmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Bumerang - Yazarkafe
Humans
Akılda Tutulmalı
Her zor ve doğru kararı verdiğinizde biraz daha cesaretleniyorsunuz; ve her kolay ve yanlış kararı verdiğinizde biraz daha korkaklaşıyorsunuz. - Ben Horowitz, Andreessen Horowitz